alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2014 Pazartesi

Buy Nothing Day / Satın Almama Günü



Alışveriş yapmadan bir gün geçirebileceğinizi hiç düşündünüz mü?



Bu soru Kanada’lı bir grafik sanatçısı olan Ted Dave’e ait. Kendisi 1992 yılında bir reklam şirketinde çalışıyormuş ve doğal olarak işi, reklamlar aracılığıyla insanların bir şeyler satın almasını ve tüketmesini sağlamakmış. İşinden oldukça memnunmuş ancak zamanla yaptığı iş ona rahatsızlık vermeye başlamış. İnsanların ihtiyaçlarının başkaları tarafından belirlendiği, herkesin birileri tarafından yönlendirildiği farkındalığını kazanmış ve alışveriş dediğimiz şeyin bağımlılığa dönüşmesinden huzursuz olmuş. Bu nedenle bu gidişatı geri çevirmek için bir adım atmak istemiş.



Bunun için de hedefi her Kasım ayının son Perşembe günü ABD ve Kanada’da kutlanan şükran gününün, çılgınca alışveriş yapılan ertesi günü (kara cuma) olarak belirlemiş ve bir kampanya başlatmış: No Shop Day



Bu gün için el ilanları, afiş ve posterlerle insanlara alışveriş yapmamaları için çağrı yapmış. İnsanlardan istediği şey sadece 24 saat boyunca alışveriş yapmamalarıymış. Aslında tabii ki amacı bu eylemin bir gün ile sınırlandırılması değilmiş. Aynı zamanda medyaya ve tüketim kültürüne bir tepki koymak ve alışveriş bağımlısı insanların potansiyellerinin farkında olmalarını sağlamakla birlikte, satıcıdaki gücün alıcıya geçmesini sağlamakmış.



Bu hareket Kanada’da oldukça ilgi görmüş hatta birçok vakıf tarafından destek görerek adı Buy Nothing Day (Satın Almama Günü) olarak değiştirilmiş. 2001 yılında ise tam 55 ülkede bu gün kutlanmış ve ülkelere göre konserler, alışveriş merkezlerinin önünde kredi kartlarının kesilmesi, el ilanlarının dağıtılması, kostümlü insanların alışveriş yapmaya gelenleri vazgeçirmeye çalışması veya alışveriş merkezlerinde alışveriş yapılmayan alanların oluşturulması gibi  kırıcı, incitici ögeler içermeyen eylemler de yapılmış.



SAG kampanyalarını dünzenleyen gönüllüler, insanlarla bu gün dışındaki günlerde yapabilecekleriyle ilgili aşağıdaki önerilerde bulunuyor:

  • Daha önceki dönemde hemen hemen her gün aldığınız şeylerin bir listesini oluşturun ve tüm aile bireyleriyle bir araya geldiğinizde bunlara gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını tartışın.
  • Bu şeyler için yaptığınız harcamaları tespit etmeye çalışın ve bunları almak için ne kadar çalışmanız gerektiğini değerlendirin.
  • Bulunduğunuz şehirde bir müze varsa ziyaret edin. Zamanınız varsa bir köyü ziyaret edin. Bunları yapamıyorsanız da geçmiş toplumları veya kırsal kesimde yaşayan insanları konu eden bir kitap okuyun. Bu insanların ihtiyaçlarıyla sizin ihtiyaç olarak nitelendirdiğiniz şeyleri karşılaştırın.
  • Çocuklarınızla birlikte tüketim alışkanlığının zararlarını konuşun.

Yukarıdaki maddelere benim ekleyeceğim bir diğer şey ise ihtiyaçlarınızı kendiniz yapmanız. Bu konuda gerçekten o kadar çok yaratıcı ve kolay fikirler var ki, hayat kurtarıcı olabiliyor çoğu zaman. İster kendiniz yeni bir şey oluşturun, ister “do it yourself” başlığı altında başka insanların yaratıcılıklarından faydalanın. Size kalmış.



Ben o gün için İstanbul’da özel bir etkinlik düzenlenip düzenlenmediğini araştırdım ancak bir şey bulamadım. Günü konusunda da çeşitli kafa karışıklıkları var zaten, her ülkede aynı tarihte kutlanmıyor. Hoş, zaten özel bir gün olması gerekmiyor. Kendinize ait bir satın almama günü de belirleyebilirsiniz. Gerçekten kendi adıma, özel günler arasında en anlamlı bulduğum gün olabilir ve farkında olmadan çoğu zaman bu günü deneyimlemişim aslında. Zaten kredi kartı da kullanmıyorum. Şimdi de aynı şeyi yapmaya devam etme motivasyonunu kazandım.


Ee bilgisi benden, uygulaması sizden.

Nasılsa denemesi gerçekten bedava :)

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Book Crossing

İnsan olarak, teknik açıcan bir yere bağlı olmamamıza, canlı olmamıza ve yer değiştirebilmemize rağmen aslında iletişim kurabileceğimiz insan sayısı yönünden cansız eşyalardan gol yiyoruz. En basiti, bir yerlere gitmen için bile bir sürü prosedüre uyman gerekiyor. Uçağa binmeden önce iki kere güvenlik kontrolünden geçmen gerekiyor mesela. Mecbur değilsen birileriyle fikir paylaşmamaya özen göstermelisin çünkü garip bir şekilde bunun için öncelikle birbirinizi tanımanız gerekiyor. Aksi halde karşındaki kişi tarafından itinayla püskürtülebilirsin. Ya da tanışsan bile karşılıklı hoşgörü göstermeniz, birbirinize karşı önyargılarınızdan arınmanız, objektif olmanız, bunun gibi bir çok şey olmanız ve belki de en önemlisi birbirinize güvenmeniz gerekiyor. Bunlar olmazsa zaten iletişim kuramıyorsun. Şu anda şehirlerde olan şey de bu. Fikir alış-verişimiz ve iletişimimiz minimumda çünkü kimse birbirini tanımıyor ama herkes birbirinden nefret ediyor. Nedeni de yine birbirimizi tanımamamızdan geçiyor. Belki de sadece kıyafetine kıl oldu, sesinin tonuna kıl oldu, metroda farkında olmadan yerini kaptin...

Oysa bir kitap olsan bunlara hiç gerek duymayacaksın. En fazla yazarından ya da kapağından dolayı önyargıyla yaklaşırlar sana. Bir insandan daha fazla kişiye ulaşır ve anlatırsın. Kitap olmak demek sadece senin konuşman, seni okuyanın da dinlemesi demek de değil hem. Okuyan kişi de kitaptaki cümlelere cevap verir bazen sağına soluna aldığı notlarla. Kafasına yatmayan bir şey varsa başka kitaplara sorar. Bunu yapmak için de güvenlikte ayakkabısını çıkarmak zorunda kalmaz. Kilometrelerce yol katederken yorulmaz, uyuyacak yer aramaz. Kendisini tanıtmak için nefret duygularıyla boğuşmak zorunda kalmaz. Her şey ne kadar da basit. Sırf bu yüzden bile bence bir fikri yaymanın, yaymaktan ziyade bir fikirden diğerlerini haberdar etmenin en doğru (en kolay demiyorum) yolu kitaptır ve ondan daha güzel bir aracı olamaz.

Böyle düşünme nedenim geçen gün okumaya başladığım bir kitabın içinden çıkan bir not. Merak edip araştırdım, aklıma çok yattı. Bilenleri var tabii ki ama eğer birkaç insanın bile öğrenmesine ve yapmasına neden olacaksam kendimi çok iyi hissedeceğim. Şimdi olay şu:

Aslında bir tür gezgin kitap oluşumundan bahsediyoruz. Bu süreci başlatmanız için tabii ki öncelikle kitaplığınızda bir daha hiç okumayı düşünmediğiniz ama başkalarına yararlı olabileceğini hissettiğiniz kitapları gittiğiniz yerlerde bırakmanız gerekiyor. Benim gibi, kitabın içindeki notu gören kişi de okuduktan sonra bir başka yerde bırakacak ve bu şekilde okuyanın kitabı salması şeklinde devam edecek. Merak edip baktığında da saldığın kitap şu an nerede, nerelere gitmiş, kimler okumuş görebiliyor olacaksın. Tabii ki bu en iyimser bir tablo. Kitabından bir daha haber alamayacak da olabilirsin çünkü senin gibi, kitabı bulan, okuyan ve geri salan kişinin kitap bilgilerini www.bookcrossing.com sitesine işlemesi gerekiyor. Bu arada site pek kullanıcı dostu değil ama mümkün olan en kısa sürede kitabın nasıl kaydedileceğini detaylıca anlatmayı düşünüyorum. Ben bir tanesini kaydettim, yarın salıvereceğim bakalım neler olacak.

Elbette bir insanın kitabıyla vedalaşması pek kolay değil ama zor da değil. Nedense paylaşmaya en müsait ama bir o kadar da paylaşılamaz şeyler kitaplarımız. Ben de zaten herkes elinde ne var ne yok vapura, otobüse, kafeye bıraksın demiyorum ama kitaplıkta tozlanmasın yavrucaklar. Bırakalım, durdukları yerde hareket edip bizim ulaşamayacağımız kişilere ulaşsınlar, insanlara farkındalık sağlasınlar. Böyle bir oluşumdan diğer insanları haberdar etmeleri bile yeter! Bir nevi denize şişeyle not bırakmak gibi. Birine ulaşır mı ulaşmaz mı bilmiyorsun ama ulaşırsa şahane olacağını biliyorsun ve bu seni eyleme itmeye yetiyor.


Sticker
kullanım kılavuzu yazım için buraya tık