düşünmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşünmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2014 Cumartesi

Japon Felsefesi

Hayatımda çok bir değişiklik olmadıysa da çevremdeki insanların geçirdiği değişikliklerin beni etkilemeye yettiği bir ay geçirdim. Çok garip bir ölüm haberi, doğum gününden çok uzak bir doğum günü, profesyonel anlamda ciddi bir karar verme aşaması, ışid mevzuusundan doğan bol "bu ülkeden gitmek lazım" içerikli klişe muhabbetler, bir adamın intihar videosunun altında yatanları idrak etmeye çalışmak, bir ev değiştirme kararı ve dişlerimi sıkmaktan kaynaklı bol baş ağrısı içeren, yine de buna rağmen bol mesaili  kurumsal günlerdi. Her şeyi algılamaya çalışırken hiçbir şey algılayamaz oldum. Sanırım algım tıkandı. Düşündüm mala bağladım, mala bağladıkça düşündüm.

Sonra bir gün bir yazı gördüm: "Bütün gün yemeden içmeden bütün gece uyumadan düşündüm fakat bundan elime bir şey geçmediğini gördüm. Keşke o zamanı öğrenmeye harcasaydım." İçimden "he valla aynen lan" diyerek onayladığım bu cümlenin sahibi Konfüçyüs. Madem dedim, bu kadar ortak noktamız var, bir çay içelim. Sonra da uzakdoğu felsefesine uzanırım, hem belki algımda porçöz etkisi yapar. Zaten içten içe yadsınamaz bir hayranlık duyuyorum. Gittim, Japon Felsefesi adında bir kitap seçtim kendime. Gerçi henüz kitabın ilk bölümündeyim ama beklentimi karşıladı diyebilirim.

Kısaca bahsetmek gerekirse kitapta din akımlarından öteki dünya anlayışına, düşünürlerden insan ilişkilerine, çin'in ve Konfüçyanizmin etkilerine ve estetik algısına kadar her şey var. Daha önceki Japonca öğrenme girişimlerinden ötürü kitapta geçen japonca tabirlere aşinayım ama hiç bilmeseydim bile bir önemi olmazdı çünkü ne kadar açıklanabilirse o kadar açıklanmış. Eğer uzakdoğu felsefeleri ilginizi çekiyorsa tavsiye edebileceğim bir kitap. Ben şu ana kadar en çok hayatin geçiciliği kısmını beğendim ama kitap bittikten sonra tekrar tekrar okumayı düşünüyorum. Hatta benzeri tarzda kitap tavsiyesi alırsam benim için oldukça keyifli olacak.

Olmamış ve olmayacak şeyleri okumayi sevmiyorum. Benim okudugum şeyler gerçek olmali ve bana bir şeyler öğretmeli. Bu yönden begendigim kitaplari burada paylaşmaya devam edeceğim ama kütüphane sessizliğinde bir blogum olsun istemiyorum. Aralara serpiştiririm.

Esen kalın,
DK

9 Eylül 2014 Salı

Bamya

Tanımadığım insanlarin hayat hikayelerini dinlemeye çok meyilliyim. Çoğunlukla da yaşlıların. Belki diyorum şu amca bana yol gösterebilir, belki bu teyze, belki de şurada henüz alzheimer olmamış bir dede vardır... Dedelere, amcalara ve teyzelere beyaz atlı prens misyonu yüklemek eğlenceli olabiliyor ama şu ana kadar uçuk amcalar ve "belki gelinim olur" düşüncesiyle bana yazan teyzeler hariç, bana faydalı olabilecek kimseyle karşılaşmadım. Bu konuda aceleciyim çünkü artık sıkıldım.

Sabah hasta olduğumu belirtmemin akabinde yöneticimin 5 saat 16 dakika sonra gelip şaşkınlıkla "sen hâlâ hasta mısın?" diye benimle daşşak geçmesinden sıkıldım çünkü galiba kendisi hastalığın 5 saat 16 dakika sonra geçmesi gereken bir şey olduğunu düşünüyor. Sürekli şikayet edenlerin istediklerinin yapılmasından sıkıldım ve hatta belki de ben de bu yüzden burayı mesken edindim, keyiflerimden çok sıkıntılarımı yazıyorum. Sıkıldım çünkü barajların dibini sıyırıyoruz. Sıkıldım çünkü emekliliğime çok var. Sıkıldım çünkü "köye gidelim" diye tutturmamdan insanlar sıkıldı. Sıkıldım çünkü İstanbul. Gördüğün gibi sıkılmak için gayet geçerli nedenlerim var ve itiraf et, tatmin oldun.


Yine de bunca sıkıntı meşguliyetime rağmen kendi kendimi eğlendirecek fırsatlar kollayabiliyorum. Kafamı burger king'ten içeri uzatıp "YİYİN PİS HAMBURGERLERİNİZİ İĞRENÇLER" diye bağırabiliyorum mesela. Arada sodexomdan kendi kendime pilav üstü kuru ısmarlayarak şımartıyor, böyle saçma yazılar yazarak rahatlatıyor, bamya ayıklayarak tatlı küçük sürprizler yapabiliyorum. Bamya ayıklarken düşünüyorum sonra, bamya sümüklenmesin diye koni şeklinde ayıklamayı kimin bulduğunu. Benim aklıma gelmezdi ve pişirdiğim bütün bamyalarım sümüklü olurdu. Bunu da çok acaip bir şekilde kabulenir ve "napacan, bamya da böyle işte" der, sineye çeker, kan kusup kızılcık şerbeti içtim der ve düzeltmeye çalışmazdım.

Sanırım benim asıl problemim insanları bir bamya yerine bile koyamıyor olmam. Oldukları gibi kabul edemediğimi düşünüp sonrasında "zaten oldukları gibi değiller ki gerizekalı!" deyip kendi kendime ayar verdirtmem. Halbuki bakacak olursan bamyadan pek farkımız yok. Hepimiz içimizde mukus biriktiriyoruz, küçük tüylerimiz var ve kıza, uzun, ince, tombik, minik, pörsümüş, diri gibi çeşitlerimiz mevcut. Hatta erkek olanlarımızı bir nevi bamya ayıklar gibi ayıklıyorlar. (bkz: pipili pilav) Ne bu avokado, ananas olma çabaları...

Belki de asıl sorun sorunu kendimde aramamdır. Belki de sorun bamya ayıklarken pipili pilav düşünmemdedir. Tam olarak ne bilmiyorum ama bir sorun var o çok net ve ben o sorunu çok seviyorum. Düşünmenin verdiği huysuzluk ve mutsuzluktan da ayrıca sapıkça bir zevk almıyor değilim. Beni arayışa iten ve uyanık tutan bir şey. Umarım yaptığım şey de burger king'te yemek yiyenleri başka bir şey arayışına iter. Bamya mesela! şaka şaka.

Son olarak bamya sevmeyenlerden bamyayı hatırlattığım için, bamya sevenlerden ise sümüklü dediğim için ve çüke benzettiğim için (bkz: cmylmz) özür diliyor ve bu nereye gittiği belirsiz yazıyı nihayet sonlandırıyorum.